1 Şubat 2026

Xabi Alonso Neyi Yanlış Yaptı

Bernabéu’da Taktik Tahtası Yetmedi. Real Madrid… Bu ismi söylediğiniz anda omuzlarınıza bir ağırlık biner. Burası sadece kupa kazanılan bir kulüp değil, kupayı nasıl kazandığınızın da yargılandığı bir futbol mabedi. Xabi Alonso’nun Real Madrid teknik direktörlüğü serüveni de tam olarak bu ağırlığın altında ezildi. Futbol aklına, oyun bilgisine, modern antrenörlük vizyonuna kimsenin itirazı yoktu. Ama Real Madrid, sadece doğru fikirlerle ayakta kalınabilecek bir yer değildir. Alonso bunu geç fark etti.

Xabi Alonso Neyi Yanlış Yaptı

Xabi Alonso’nun kovulması, kağıt üzerinde bakıldığında “zamansız” ya da “aceleci” gibi görünebilir. Ancak detaylara indiğimizde, bu ayrılığın ayak seslerini haftalar öncesinden duymak mümkündü. Sahadaki oyun, kulübedeki beden dili ve soyunma odasından sızan fısıltılar… Hepsi bir araya geldiğinde, Real Madrid yönetiminin sabrının neden tükendiğini anlamak zor değil.

Büyük Futbolcu Olmak, Büyük Teknik Direktör Olmaya Yetmedi

Xabi Alonso, futbolculuk kariyerinde oyunu okuyabilen, tempoyu ayarlayan, liderlik yapan bir orta saha beyni idi. Bayern Münih’te, Liverpool’da, Real Madrid’de sahaya akıl koydu. Ancak teknik direktörlük, sahaya akıl koymaktan çok daha fazlasını ister.

Alonso’nun en büyük yanılgısı, futbolcuların da kendisi gibi oyunu “doğru” okumaya mecbur olduğunu düşünmesiydi. Oysa Real Madrid soyunma odası, satranç tahtası değil; her taşın farklı egosu, geçmişi ve beklentisi olan bir arenadır. Herkesi aynı futbol aklına ikna etmeye çalışmak, özellikle yıldızlarla dolu bir kadroda, çoğu zaman ters teper.

Taktik Disiplin mi, Madrid Özgürlüğü mü?

Xabi Alonso’nun Real Madrid’ine baktığımızda ilk göze çarpan şey disiplin takıntısıydı. Set oyunları, belirlenmiş pas istasyonları, topun hangi bölgede ne kadar süre kalacağına kadar planlanan hücumlar… Kağıt üzerinde kusursuz. Ama Real Madrid taraftarı ve futbolcusu bazen kağıdı yırtıp atmanızı ister.

Bernabéu tribünleri, topu alan yıldızın “bir şeyler denemesini” bekler. Alonso’nun sisteminde ise bireysel doğaçlama, kontrollü bir şekilde sınırlanmıştı. Bu durum, özellikle hücum hattındaki oyuncuların içgüdülerini törpüledi. Takım kazanırken bile oyun keyif vermemeye başladığında, Real Madrid gibi bir kulüpte alarm zilleri çalar.

Xabi Alonso ve Vinicius Junior Anlaşmazlığı

Bu başlık haftalarca Madrid basınının manşetlerinden inmedi. Resmi ağızlardan hiçbir zaman doğrulanmadı ama kulislerde konuşulanlara göre, Xabi Alonso ile Vinicius Junior arasında ciddi bir futbol felsefesi çatışması yaşandı. Alonso’nun Vinicius’tan sürekli olarak çizgiye basmasını, top kayıplarını minimize etmesini ve savunmaya daha fazla katkı vermesini istemesi; Vinicius cephesinde “beni zincirliyor” algısı yarattı. İddialara göre bazı maçlarda Brezilyalı yıldızın kenara gelmemesi, beden diliyle hocasına tepki göstermesi ve soyunma odasında sessiz bir gruplaşma bu anlaşmazlığın yansımalarıydı. Doğru mu, değil mi bilinmez; ama Real Madrid’de dedikodu bile gerçeğin bir parçasıdır ve Alonso bu söylentileri yönetemedi.

Yıldız Yönetimi: En Zayıf Halka

Real Madrid’de teknik direktörlük yapıyorsanız, en az taktik kadar insan yönetimi bilmelisiniz. Carlo Ancelotti’nin en büyük gücü buydu. Zidane’ın başarısının temelinde de bu vardı. Alonso ise daha çok “doğru olanı yaptırmaya” odaklandı, “oyuncuya doğruyu hissettirmeye” değil.

Bazı yıldızlar yedek kaldığında bunu kabullenmedi, bazıları rol değişiminden hoşlanmadı. Alonso, bu tepkilere karşı esnek olmak yerine daha da katılaştı. Disiplin arttıkça bağlar gevşedi. Sahada koşan ama inanmayan bir takım ortaya çıktı.

Real Madrid Hayali Kısa Sürdü Alonso Rüyadan Uyandı

Xabi Alonso döneminin Real Madrid istatistiklerine soğuk bir tablo gibi değil de oyunun ruhunu bilen bir gözle baktığımızda, karşımıza çelişkilerle dolu bir resim çıkıyor; kağıt üzerinde fena görünmeyen ama sahada aynı etkiyi yaratmayan bir dönemden söz ediyoruz. Alonso’nun görevde kaldığı süreçte Real Madrid, oynadığı maçların büyük bölümünde topa sahip olma oranını %60’ların üzerine taşıdı, hatta bazı iç saha maçlarında bu oran %65–70 bandına kadar çıktı, ancak bu topa sahip olma rakamları Real Madrid’in alışık olduğu “rakibi boğan” baskıya dönüşmedi.

Maç başına ortalama pas sayısı ciddi biçimde artarken, dikine oynanan pas oranının düşmesi dikkat çekti; takım daha çok yan ve geri paslarla oyunu kontrol ediyor gibi göründü ama rakip ceza sahasında aynı tehdit hissini yaratamadı. Hücum istatistiklerine bakıldığında maç başına şut sayısı yüksek görünse de, isabet oranları önceki sezonlara kıyasla geriledi; Real Madrid daha çok şut atan ama daha az “öldürücü” olan bir takıma dönüştü. Gol beklentisi (xG) verileri çoğu maçta rakiplerin üzerindeydi fakat bu üstünlük skor tabelasına yeterince yansımadı, ki bu da ya bitiricilik sorununa ya da hücum oyuncularının doğru pozisyonlarda buluşturulamadığına işaret ediyordu.

Savunma tarafında ise Alonso’nun en çok güvendiği alan olan yerleşik savunmada sayılar ilk bakışta olumlu gibiydi; yenilen gol ortalaması dramatik biçimde artmadı, hatta bazı periyotlarda düşüş gösterdi, ancak bu istatistiklerin ardında ciddi bir kırılganlık vardı: Real Madrid, geçiş hücumlarından yediği gollerde ligin üst sıralarında yer aldı ve özellikle top kaybı sonrası ilk 10 saniyede verilen pozisyon sayısı tehlikeli seviyelere çıktı. Bu da Alonso’nun topa sahip olma ısrarının risklerini ortaya koydu. Büyük maç istatistikleri ise dönemin kaderini özetler nitelikteydi; doğrudan şampiyonluk yarışını etkileyen karşılaşmalarda Real Madrid’in galibiyet yüzdesi düşerken, beraberlik sayısı belirgin biçimde arttı ve bu “kaybetmeme” refleksi, Real Madrid gibi kazanma kültürüyle yaşayan bir kulüp için kabul edilebilir bulunmadı.

Oyuncu bazlı istatistiklerde orta saha pas yüzdeleri yükselirken, hücum oyuncularının bire bir başarı oranları ve ceza sahası içi topla buluşma sayıları düştü; bu da yıldızların oyunun merkezinden yavaş yavaş uzaklaştığını gösterdi. Fiziksel veriler incelendiğinde takımın toplam koşu mesafesi fena değildi ama yüksek şiddetli sprint sayılarında düşüş yaşandı, yani Real Madrid daha çok koşan ama daha az patlayıcı bir takım haline geldi. Alonso’nun genç oyunculara verdiği süre istatistiklerde olumlu bir detay olarak öne çıktı; 21 yaş altı oyuncuların toplam dakika sayısı önceki sezonlara göre ciddi biçimde arttı, ancak bu dakikaların önemli bir bölümü kritik maçlarda geldiği için sonuçlara doğrudan etki etti.

Tüm bu rakamlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo şuydu: Xabi Alonso dönemindeki Real Madrid, istatistiksel olarak “kontrollü, planlı ve dengeli” bir takım görüntüsü verdi ama bu kontrol, Real Madrid’in DNA’sında olan kaosu, ani patlamayı ve rakibi psikolojik olarak yıkma gücünü törpüledi; işte bu yüzden sayılar kağıt üzerinde fena durmasa bile, Bernabéu tribünleri bu istatistiklerin arkasında ruhsuz bir takım gördü ve futbol sadece rakamlarla oynanmadığını bir kez daha hatırlattı.

Gençlere Güven, Ama Zamanlama Hatası

Xabi Alonso’nun artılarından biri, genç oyunculara duyduğu güven idi. Castilla’dan gelen isimlere verdiği şans, uzun vadede kulüp adına değerli olabilirdi. Ancak Real Madrid’de zamanlama her şeydir. Şampiyonluk yarışının kızıştığı haftalarda yapılan deneysel tercihler, puan kayıplarıyla sonuçlanınca oklar doğrudan hocaya döndü. Genç oyuncular hata yapar; bu doğaldır. Ama Real Madrid’de bu hataların bedeli ağır olur. Alonso, bu bedelin ne kadar yüksek olduğunu yeterince hesaba katmadı.

Basınla İlişkiler: Sessizlik Bazen En Büyük Hata

Xabi Alonso’nun basın toplantıları… Dürüst, sakin ama mesafeli. Ne var ki Madrid basını mesafeyi sevmez. Kriz anlarında kamuoyunu yatıştıracak cümleler kurmak, futbolun bir parçasıdır. Alonso, tartışmalar büyürken çoğu zaman susmayı tercih etti. Bu sessizlik, “kontrolü kaybetti” algısını besledi.

Bir teknik direktör, sadece takımın değil, hikâyenin de lideridir. Alonso, hikâyeyi başkalarının yazmasına izin verdi.

Doğru Adam, Yanlış Zaman

Xabi Alonso kötü bir teknik direktör değil. Aksine, önünde çok parlak bir kariyer var. Ama Real Madrid, öğrenme sürecinin yaşanacağı bir laboratuvar değildir. Orası sonuç yeridir. Alonso’nun hatası, bu gerçeği yeterince sert kabul edememek oldu. Belki birkaç yıl sonra, daha olgun, daha esnek, daha politik bir Xabi Alonso’yu tekrar Bernabéu’da görebiliriz. Futbol böyledir; bugün kovulan, yarın efsane olabilir.

Ama bu hikâyede net olan bir şey var: Xabi Alonso, Real Madrid’de futboldan fazlasını yönetmesi gerektiğini çok geç anladı. Ve Real Madrid, kim olursa olsun, geç anlayanları affetmez. Tüm son dakika haberleri, detaylı incelemeler, sitemizde sizin için hazır. Hemen buraya tıklayın ve sitemizin ana sayfasına giriş yapın, sitemiz www.67spor.com’u favorilerinize ekleyin.